Kore Savaşı ve Türkiye


Kore Savaşı 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasında yapılan savaştır. Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti’nin müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda Kore’nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorunun ana kaynağı olmuştur. Savaş, 2007’de Güney Kore ve Kuzey Kore arasında imzalanan barış antlaşmasına değin kâğıt üzerinde devam etmiştir.

Aslında bu yaşanacakların kıvılcımı daha önce atılmıştı. Japonlar ve Ruslar 38. paraleli daha 1896′da kullanmak ve bu hat boyunca tarafsız bir bölge kurmak istemişlerdi. İşte bu suretle Kore, birdenbire iki Kore olmuştu. 2. Dünya Savaşı bitiminde, Kore, Japon işgalinden kurtulan Kore nihayet rahat bir nefes almıştı. Ülkenin ortasından geçen 38. Paralelin kuzeyini kontrol eden Sovyetler Birliği ve güneyini kontrol eden ABD, varılan anlaşma gereği askeri güçlerini çekince, kaos ortamı doğdu. İki büyük güç tarafından desteklenen iki ayrı hükümet kuruldu. Olayın aslı çift kutuplu dünyada arafların stratejik çıkarlarıydı.
İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya savaş ilanı üzerine Amerika Savunma Bakanlığının “38 nci paralelin kuzeyindeki Japon kuvvetlerinin Sovyetlere, güneyindekilerin de Amerikan Komutanlığına teslim olmaları” önerisi üzerine Sovyet kuvvetleri 12 Ağustos 1945’te Kuzey Kore’yi, Amerika kuvvetleri de 8 Eylül 1945’te Güney Kore’yi işgal etti. 38 nci paralelin ara hattı olarak ilan edilmesi üzerine Kore artık güney ve kuzey olmak üzere ikiye bölündü. 1945′de Kore’nin, Japonlardan kurtarılırken ikiye bölünmesi bu ülkeyi komünist ve antikomünist dünya arasında en çetin bir çatışma alanı haline sokmuştu.

Güneyde bir Demokratik Kore ( 15 Ağustos 1948 ) , kuzeyde de Komünist Kore Halk Cumhuriyeti ( 12 Eylül 1948 )’in kurulmasından sonra, 25 Haziran 1950′de kuzeyin taarruzu ile iç harp başlamış oldu. Bu hâl, bir taraftan B.M.’in diğer taraftan Çin ordularının savaş alanına girmesine yol açmıştı. Güney ve Kuzey Kore’yi birleştirmeye çalışan B.M komisyonu bunu başaramamıştır. Kore anlaşmazlığının sürüp gitmesinde Batılı devletlerle ve özellikle Amerika ile Sovyetler Birliği arasında, dünya sorunları hakkında bir anlaşmaya varılamamasının büyük payı vardır.

Kore anlaşmazlığı, 25 Haziran 1950 sabahı Kuzey Kore’nin, Güney Kore askerlerinin 38 nci paralel boyundaki sınırı geçtiklerini ileri sürerek, sınırı teşkil eden 38 nci paralel boyunca saldırıya geçmeleriyle sıcak savaşa dönüştü. Bu durum karşısında Amerika’nın isteğiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 25 Haziran 1950’de toplantıya çağrıldı. Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırmakla barışı bozmuş olduğuna karar verdi.

25 Haziran 1950’de, Birleşmiş Millet Konseyi, ABD’nin talebi üzerine Kore’ye müdahale kararı aldığında, Güney Kore’ye asker göndermeyi ilk teklif eden ülke Türkiye olmuştu. Demokrat Parti hükümetinin BM Genel Sekreterine yazdığı niyet mektubu meclis tarafından oybirliği ile onaylandıktan sonra Kore’ye gönüllü bir milis gücü toplamak üzere bir dernek kuruldu. İddialara göre derneğe ilk günde 3 bin kişi başvurmuştu. Bu gerçekten şaşırtıcıydı, çünkü ABD’de bile bu kadar gönüllü yoktu.

Birleşmiş Milletlerin saldırıyı durdurmak ve anlaşmazlığı barış yoluyla çözmek amacıyla yaptığı girişimleri hiçe sayan Kuzey Kore, taarruzu başlatarak Seul’ü ele geçirdi. Bunun üzerine 27 Haziran 1950’de Birleşmiş Milletler, üyelerini Güney Kore Cumhuriyeti’ne yapılan saldırıyı karşılama ve bu bölgedeki milletlerarası barış ve güvenliği geri getirecek yardımlarda bulunmaya çağırdı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu on altı devlet Birleşmiş Milletlerin çağrısına cevap verdi ve bu devletlerin gönderdiği yardımlardan Birleşmiş Milletler Kuvvetleri teşkil edildi. Kore’deki Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin Başkomutanlığına 24 Temmuz 1950’de Amerikalı General Douglas Mc Arthur atandı.
25 Temmuz 1950 akşamı Türkiye’nin Kore’ye 4500 kişilik bir birlik göndereceği kararı büyük bir gururla kamuoyuna açıklandığında, muhalefetteki CHP ve MP (Millet Partisi), kararı sadece ‘Meclisin onayı ile alınmadığı’ için eleştirdiler yoksa izlenen genel politikaya karşı değillerdi. DP ise kendini, ‘ilan edilen savaş değil ki, sadece BM kurallarını ihlal eden bir güce ceza verilecek’ diye savundu. O halde sorun yoktu. Nitekim CHP’ye yakınlığı ile tanınan Cumhuriyet gazetesi ‘Milli Birliği Bozmamaya Dikkat’ başlıklı yazı ile desteğini sunarken, dönemin en büyük öğrenci örgütü Türkiye Milli Talebe Federasyonu Başkanı Can Kıraç, karardan dolayı hükümete şükranlarını sunmuş ve Türk gençliğinin kendisine verilecek her türlü vazifeyi başarmaya hazır olduğunu eklemişti.
Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki ‘Komünistliğe karşı’ Kore harekatına katılmanın “cihad” olduğundan bahisle bu savaşta hayatını kaybedenlerin “şehit” olacakları fetvasını vermişti. Savaşa sadece Behice Boran ve Adnan Cemgil’in yöneticiliğini yaptığı Türk Barışsever Cemiyeti karşı çıktı. Ama Cemiyetin yayınladığı bildiri toplatıldığı gibicemiyet üyeleri “Milli çıkarlara zararlı ve milli direnişi sarsıcı” yayın yapmak suçuyla tutuklandılar ve 15 ila 10 arasında değişen cezalara çarptırıldılar. Savaş karşıtı bir avuç idealistin sesi kısıldıktan sonra sıra kararı uygulamaya gelmişti…
Savaşın başlarında Kuzey Kore askerleri Güney Kore askerlerini kısa zaman içinde bozguna uğrattı. ABD savaşa katılınca da büyük ateş gücü, modern silahlar ve güçlü hava bombardımanları karşısında Kuzey Kore gerilemeye başladı. Amerikalıların bu ilerleyişi sürerken, sayıları 300 bini aşan Çin kuvvetleri Mançurya’dan sınırı geçerek Kore’ye girdi ve büyük bir karşı saldırı için hazırlıklarını tamamladı.


Çin Halk Gönüllü Ordusu BM birliklerini 38. paralelin güneyine püskürterek Güneyi işgale başladı. Ancak, Birleşmiş Milletler ordularının karşı saldırısı sonucunda cephe 38. paralel boyunca sabitlendi. Bu arada Mareşal Douglas MacArthur’un, Başkan Truman’ın aksi yöndeki emirlerine riayet etmeyerek ordularını tekrar Çin sınırına kadar ilerletmek istemesi üzerine Truman tarafından derhal re’sen emekliye sevkedildi. Savaşın durağan bir nitelik alması ve iki tarafın da herhangi bir kazanç elde edememesi, tarafları barış görüşmeleri yapmaya itti. 1951 Nisan’ında başlayan görüşmeler sonucunda ancak 1953 Temmuzu’nda ateşkes antlaşması imzalandı.
Savaşın Sonucu
Kore Savaşı sonucunda Kuzey Kore, Çin ile batı bloğu arasında tampon bölge haline geldi. Savaştan yine en çok Koreliler zararlı çıktı. Kore yakılıp yıkıldı;yaklaşık olarak 3 milyon insan öldü. Bunlardan yaklaşık 36.000’i Amerikan askerinden, 600.000’i Koreli askerlerden ve 500.000’i Çin’li askerlerden oluşmaktadır.
Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri’ne atom silahları gücüne güvenmemeyi öğretti. Amerika’nın atom üstünlüğüne karşın Çin’in ve Sovyetler’in Kuzey Kore’yi desteklemesi, Batı Bloğunu konvansiyonel savaş gücünü arttırmaya itti.
Kore Savaşnda Türkiye Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950’de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950’de öncü takım Pusan limanına ulaştı ve 17 Ekim’de ana birliği de Pusan’dan karaya çıktı. Aynı gün Pusan’dan hareket ederek 20 Ekim’de Taeg’a varıp, süratle kuzeye doğru ilerleyen Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti. 10 Kasım’da Taeg’dan hareket ederek 21 Kasım’da Kunuri’ye vararak Amerikan 9. Kolordusu’nun sağ kanadında konuşlandırıldı.
24 Kasım 1950 sabahı kuzeye Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri’den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon’a doğru yola çıktı. Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu farkeden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. 1. Taburun etrafı kuşatılıp süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölük imha edildi. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekildi.
17 Ekim 1950 günü Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında resmi rakamlara göre 5.090 kişilik bir tugayla dahil olduğumuz Kore Savaşı’nda üç yıl boyunca 24.882 askerimiz görev yaptı. Savaştan bize miras kalan, yine resmi rakamlara göre 721 şehit, 2.147 yaralı, 346 hasta, 234 esir, 175 ‘kayıp’, bedensel ve ruhsal açıdan sakatlanmış yığınla insan, akli dengesi bozuk insanlara takılan ‘Koreli’ lakabı ile Türkiye’nin NATO üyeliği oldu. Savaş sırasında Türk askerleri 13 muharebeye dahil oldular, bunlardan dördü ‘tarihe geçti’. 27-29 Kasım 1950’de yaşanan Kunuri Savaşları, askeri tarihimize ‘destan’ olarak kazındı.
Türk Tugayı 25 Eylül 1950’de ilk kafilesini İskenderun’dan yola çıkarmış ve 16 Ekim’de Kore topraklarına ayak basmıştır. Tugay Teagu şehrine yerleşmiş 20 Kasım’dan itibaren de ilk muharebelerinin olacağı Kunuri bölgesine geçmiştir. Kunuri’de o kadar çok şiddetli bir soğuk vardır ki donmamak için askerler bulundukları yerlerde tepinmekte ileri geri koşmaktadırlar.28 Kasım sabaha karşı başlayan Kunuri muharebesi üç gün üç gece aralıksız sürecekti.Türk Tugayı Kunuri’de altı Çin tümeni tarafından çevrilmiştir.Dört tarafı çevrilen bir birliğin kurtulduğunu tarih yazmıyor.
Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı’nın: “Çemberi yardık, cepheye ekmek gönderin, görev verin.” Telsiz bildirisi, dünya basınında ve radyolarında büyük yankı yapmıştı. Ayrıca Türk ordusu Sunchon Boğazı’nı koruyarak B.M Ordusu’nu imha olmaktan kurtarmıştır. Her tarafı sarılmış olan bir birlik düşmanın içinden büyük bir soğukkanlılık ve sükûnetle hareket etmiş, ses çıkarmamak için erler ayakkabılarını çıkarıp ellerine almış ve süngülerinin parlamaması için de eldivenlerini süngülerine geçirmişlerdir.
Çetin muharebeler esnasında General Yazıcı “SON ER, SON KURŞUN” emrini verir ve Türk askeri bütün varlığını ortaya koyar. B.M ve Türk ordusu derin bir boğaza girdiğinde, düşmanın havan ve bazuka ateşleriyle durmak mecburiyetinde kalır. Askerler vasıtalardan atlayarak sarp yamaçlara doğru saldırır. Daracık boğaz, top tüfek sesleri, birbirine karışan türlü lisan gürültüleriyle inlemektedir. Bir kamyon üstüne oturan bir havan mermisinin infilâkıyla vasıtanın havaya fırlayan parçaları arasına insan uzuvları da karışmaktadır. Çok çetin geçen mücadelenin ardından zaferi Moskova radyosu veriyor ve Amerikalılara “bu defa sizi Türkler kurtardı” diyordu.
[box type=”shadow” align=”aligncenter” ]Sosori şehrinde madalya töreni için Tugayımıza gelen 8.Ordu Komutanı General WALKER uzun konuşmasına şöyle başlar:
[dropcap]K[/dropcap]ahraman Türk evlatları: Size şahsım, ordum ve Amerikan milleti adına teşekkür etmek için gelmiş bulunuyorum. Görevinizi fedakârane bir şekilde yaptınız. Eğer sizin düşmanı durdurmak için kahramanca çarpışmanız ve mukavemetiniz olmasaydı, ordum kuşatılarak çok zor durumlara düşecek, belki de imha edilecekti…[/box]
Türk askeri bu defa Kumyangjang-ni’de kahramanlık yazacaktı. Türk askerinin ALLAH ALLAH nidaları bu defa burada duyulacaktı. 26 Ocak’ta karşıdaki ordunun Kunuri’deki düşman olduğu anlaşıldığında, Türk askerini arkadaşlarının intikamını alma hırsı saracak ve bu hırsla düşmanın üzerine atılacaktı. Mermisi bittiğinde süngüsüyle Kore’de Türk tarihine bir kahramanlık destanını daha hediye edecekti. Zafer yine Türk askerinindi. Türk ordusunu bütün B.M ordusu komutanları kutluyor ve madalyalarla göğüslerini kabartıyorlardı.
General Mac Arthur “Sizleri görmekten memnunum. Japonya’da siz Türklere herkes kahraman diyor.Kunuri’de 8.Orduyu kurtaran, KUMYANGJ-Nİ de düşmanı mağlup ve perişan eden Türkler, kahramanlar kahramanıdır; Türk Tugayı için yok yoktur.”diyordu.
Türk askeri Kore’de sadece savaşmıyordu Koreli muhtaç ve yetimlere de elinden gelen yardımı yapıyordu. İşte o günleri Yüzbaşı Nazım Özoğul şöyle anlatıyor; “Takriben 20 yaşında bir Koreli kadının üstü başı parça parça olmuş. Edep yeri kan içinde. Yırtılan elbisesinden memeleri dışarıya sarkmış. Yüzü gözü çizikler içinde bu çiziklerden akan kan boynundan göğsüne sızmış. Sol kolu ve bacağı kan içinde. Saçları darmadağınık. Gözleri yuvalarından fırlamış. Odanın içindeki eşyalar darmadağınık. Hemen kapının yanında soluna yıkılmış, yanında takriben iki yaşında bir çocuk ölü annesinin üzerine kapanmış, memelerini emiyor” diyor. Türk askeri işte bu şekilde bulduğu yetimleri Seul’de kurduğu Ankara okulu ve yetimhanesinde muhafaza ediyor ve onlarla ilgileniyordu.
Düşman yenilgiye doymuyor bu defada Wegas’ta Türk askerinin karşısına çıkıyordu. Artık düşman son kozunu oynamaya başlamıştır ama karşısında yenilmez bir ordu vardır. O muharebede bulunan Astsubay Osman Eken şöyle anlatıyor ; “Mayıs ayında gece zifiri karanlık, yağmur çiseliyor, zaman zaman atılan aydınlatma mermileriyle ortalık gündüz gibi oluyor; düşen mermilerin meydana getirdiği toz ve duman bulutu içinde içi yaralı, inleyen insanlarla şehit ve ölülerle dolan irtibat hendeklerinde meydan savaşının izlenimini veren mahşeri bir tablo, bir karış boş yer bulunmayan bir tepede düşmanın görebildiğimiz yerde, yine cesetlerin üzerlerine mevziler yaparak cesetlere basa basa yürüyorduk. Makinalı tüfeklerimizin önü cesetlerle dolu önümüzü göremiyoruz, tepeyi yine de savunmaya çalışıyoruz…” 28 Mayıs 1953’de başlayan muharebe tam 26 saat göğüs göğüse aralıksız sürer ve Wegas 16 defa el değiştir.26 saatte Türk askeri 147 şehit verirken, düşman 4000 zayiat vermiştir.
Bu muharebenin sonunda başaramayacağını anlayan düşman ordusu 27 Temmuz 1953’de Panmunjon’da ateşkes anlaşmasını imzalar. Kore Savaşı’nda Türk Ordusu’nun kaybı 724 şehit olarak açıklanmıştır.
Türkiyenin NATO’ya katılması:
Türkiye’nin Kore savaşına katılma sebeplerinden ilki NATO şemsiyesi altına girmketi. İlgi çekici bir nokta da, Türkiye’nin NATO’ya katılmasına Birleşik Amerika’nın itirazı olmadığı halde, NATO’nun küçük üyeleri ile İngiltere, bu işe en fazla itiraz edenlerin başında geldi. Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika gibi küçük devletler, Sovyet tehdidine en fazla ve en ağır şekilde maruz bulunan Türkiye’nin NATO’ya katılması halinde, Sovyetlerin buna sert bir tepki göstererek, hemen bir savaş yoluna gitmesinden korktular. Bu devletler, NATO’yu bir güvenlik supabı olarak görmekteydiler. Yoksa Sovyet Rusya’ya karşı hemen savaşa girebilecek bir ittifak sistemi olarak almak istemediler. Bu devletlerin bu itirazı, Türkiye’nin NATO’ya katılmasında geciktirici bir faktör olmuştur.